Share

01.10.2011 Tarihinde Almanya Ober-Ramstadt’ta yapılan bir düğünle Hamza Akbaba’nin oğlu Deniz sünnet oldu. Keşke orada olabilseydik… Deniz’e ailesi ile birlikte geçireceği mutlu bir hayat dileriz.

01.10.2011 Tarihinde Almanya Ober-Ramstadt’ta yapılan bir düğünle Hamza Akbaba’nin oğlu Deniz sünnet oldu. Keşke orada olabilseydik… Deniz’e ailesi ile birlikte geçireceği mutlu bir hayat dileriz.
Not: Resmi, Merdi’nin Facebook ta paylaştığı albümden aldım
3Share
Beldemizin Hürriyet Mahallesi, Altunok, Çalışkanoğlu, Yanar, Dagdeviren, Çağlar, Erol ve Alirıza Yılmazların evinin olduğu meydan ve sokaklar taşla kaplanmakta… Yanarların aradan çıkan yol, meazrlığın yanına kadar ve Dağdevirenlerin evlerinin önünden ise yaklaşık 30 metre ileriye kadar taşla kaplanmakta.
Videonun sonunda doğru, taş işçilerinin çalışması oldukça etkileyici. Ekmeğini taştan çıkarmak tabirine tam olarak uygun bir işti bu görüntü.
Kanımızca bu gidişle 2013 sonuna kadar Fethiye’nin Cumhuriyet ile Hürriyet Mahallelerindeki bütün caddeler taşla kaplanır. Takip eden iki yılda ise(2015) Tenci Mahallelerimizin ana caddeleri taşla kaplanır. 2016!da ise ara sokaklar ve kıyı köşelerin tamamı kaplanır.
Bu yol ve kaldırım çalışmaları; yeni yapılan binalar ile beldemiz, köy görünümünden çıkıp şirin bir kasaba görünümü arz etmekte. Daha da güzelleşecek.
Zihniyette kayda değer bir güzelleşme ve değişim ise bu kadar kolay gözükmemekte. Hiç değilse çeyrek asır gibi taban bir süre koymalıyız buna…
Bu vesile ile Köyümüzün belde olmasına öncülük eden ilk belediye başkanımız Seyfi SOFU’ya, bir kişinin yapacağı işi aşan bir hacim olduğundan bu iş, Safı abiye destek olan bütün Fethiyelilere ve diğerlerine, bu günkü icraatın yapılmasına öncülük eden Belediye Başkanı Habib YÜCEL’e ve varlıkları ile bu icraatın finansmanıına kaynaklık eden bütün Fethiyelilere teşekkür teşekkür eder siyasi ve insan ilişkilerinde itidal, tahammül, hoşgörü ve nezaket esaslı bir ilişki dilerim.
Eskilerin deyimi ile bu olmazsa, “insanın ağzının tası bozulur,” mekanlar “altın kafeslere” dönüşür…
Etiketler:Yol Çalışması - Malatya Fethiye
3Share
1940’da Istanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Fransız kız lisesini bitirdi. Bu okulun son sınıfındayken yazdığı bir gençlik romanı Hürriyet gazetesinde, “Türk Françoise Sagan’i” tanıtımlarıyla 1958 yılında yayınlandı. 1961’de Allah Çocuklari Unuttu, 1964’te Savaş Çağı Umut Çağı romanları basıldı.
Okuduğum yazarlar içerisinde ilk ikiye hangisini korsunuz diye soran olursa; diğerlerine bunun saygısızlık içermemesi kaydıyla kanatimi: Ahmet ALTAN ile Oya BAYDAR olarak açıklardım. Edebiyat yazınından gelme yada edebi eserler vermiş olan yazarların dilini daha etkileyici ve zevkli bulurum… Bu çaptaki birikimleri değerlendirmek, benim gibi bir vasat insan için haddini aşmak olur…
Yeniden savaş çığlıklarının arttığı, kan ve barut kokusunun, yürekleri dağladığı; bir yandan da yaşaran gözlerle yeter, bitsin artık bu pis savaş diyen barış taleplerinin dile getirildiği bir ortamda, Oya BAYDAR’ın iki yazısını sizlerle paylaşmak istedim…
Yeni Sayfa 1
|
Hükümete Açık Açık Mektup – Öcalan- 10.08.2011 |
|
———————————————————————————————————————————————-
Oya Baydar Kimdir?
1940’da Istanbul’da doğdu. Notre Dame de Sion Fransız kız lisesini bitirdi. Bu okulun son sınıfındayken yazdığı bir gençlik romanı Hürriyet gazetesinde, “Türk Françoise Sagan’i” tanıtımlarıyla 1958 yılında yayınlandı. 1961’de Allah Çocuklari Unuttu, 1964’te Savaş Çağı Umut Çağı romanları basıldı.1960’da girdiği Istanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü 1964 yılında bitirdi, aynı yıl sosyoloji bölümüne asistan olarak girdi ve Türkiye’de Isçi Sınıfının Doğusu konulu doktora tezine başladı. Toplumsal hareketliliğin yükseldiği, Türkiye’nin sosyalist düşünce ve örgütlenmeyle tanıştığı 1960’larda, edebiyatı tümüyle bırakıp toplumsal-siyasal yapı araştirmalarina yöneldi ve sosyalist hareket içinde aktif olarak yer aldi. 12 Mart 1971 askeri darbesi sırasında Türkiye Öğretmenler Sendikasi ve Türkiye Isçi Partisi üyesi olduğu için tutuklandi, üniversiteden çıkarıldı. Serbest kaldıktan sonra 1980’e kadar Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında Türkiye’den çıkmak zorunda kaldı. 1992 yılına kadar Almanya’da Frankfurt’ta sürgünde yasadı. Bu yıllarda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, Sovyetler Birliği’nde, Moskova’da bulundu. Berlin duvarının ve sosyalist sistemin çöküşünü içinde yasayarak izledi. Daha sonra “Hepimiz o duvarın altında kaldık” diyecekti ve hikâyeci Sait Faik’in “Yazmasam çıldıracaktım” deyişini sık sık tekrarlayacaktı. Edebiyata dönüşü, 1990’ların başinda, bu çöküşün psikolojik ağırlığıyla baş edebilmek için yazmaya basladığı hikâyelerle oldu.
Sürgün ve çöküş dönemi hikâyelerini topladığı Elveda Alyosa kitabı, 1991’de Türkiye’de yayınlandı ve Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandı. 1993’te Kedi Mektupları romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. 1998’de Hiçbiryer’e Dönüş, 2000’de Sıcak Külleri Kaldı romanları yayımlandı. Bu romanla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, 2004’te basılan Erguvan Kapısı ile de Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü aldı.2007 sonunda çıkan Kayıp Söz romanı, 2008′de Almanya’da Ullstein yayınevi tarafından yayımlandı. Son romanı Çöplüğün Generali (2009) TUYAP kitap fuarında Dünya gazetesi ödülleri çerçevesinde “yılın telif kitabı” seçildi. Oya Baydar halen zaman zaman Istanbul’da ve Marmara Adası’nda yasıyor. (Alıntı: Oya BAYDAR’ın sitesi.)
Etiketler:Oya Baydar Kimdir?
Share
Şah İbrahim Veli Etkinliği İçin Malatya’ya Gelen Konuklar, bu gün ise Cem Ayini için Mezirmeye giderlerken beldemize de uğradılar… Belediyemizi, Cem Evini, Abuseyf Dedeyi ve Kızıldeli Türbesinin ziyaret edip, buradan ayrıldılar.
Bende gitmek istedim; fakat giden birine rastlamadığımdan gidemedim… Gönlümden bu üç günlük etkinliği video ve resim olarak çekmek ve yayınlamak geçmişti; fakat nasip olmadı. Cem ile Sempozyumun videoları elimize ulaşırsa, zevkle düzenler internette yayımlarız.
Share
Bu gün saat:12:00’da Kızldelide Belediye Başkanı Habib YÜCEL ile meclis üyemiz Ahmet GÜLER kurban kesip lokma yaptılar. Öğrendiğime göre adak kurbanı imiş.
Tanrı adakları kabul ve kurbanı makbul eylesin.
6Share
“Önce ekmekler bozuldu” demiş Oktay Akbal. Ben çetele tutmadım önce bozulan ne diye. Sadece her gün bir şeyin bozulduğuna tanıklık ediyorum. Demokratik şeftaliler, artık kabuklu yemiş sınıfına dahil edilmesi gereken domates, düşük bel pantolondan sonra bozulmuş kadın estetiği ve son olarak sıra dilimize geldi.
“Önce ekmekler bozuldu” demiş Oktay Akbal. Ben çetele tutmadım önce bozulan ne diye. Sadece her gün bir şeyin bozulduğuna tanıklık ediyorum. Demokratik şeftaliler, artık kabuklu yemiş sınıfına dahil edilmesi gereken domates, düşük bel pantolondan sonra bozulmuş kadın estetiği ve son olarak sıra dilimize geldi.İnternette aynı anda beş kişiye “bir tanem” yazan bir nesile nasıl anlatılır bilmiyorum ama benim bildiğim aşk çok özel bir şey. İnsan ömründe belki bir kere bilemedin iki kere başına gelen bir şey. İki milyar karşı cinse mensup insan arasından sadece birine duyulan, akıl ve mantıkla asla bağdaşlaştırılamayacak çok güçlü bir duygu.
Dolayısıyla bu kadar özel duygunun hissedildiği kişiye de “sevgilim” kelimesi hafif kalacağından “aşkım” denilmeye başladı. Fakat daha sonraları bozulan diğer şeylerin etkisi mi bilinmez bu kelime herkese, her yerde ve her zaman söylenir oldu. (Yazının tamamını farklı bir pencereden izlemek için tıklayınız…)
Etiketler:“Aşkım” öldü bari “bebeğim”i kurtaralım!
5Share
| Hasan Ceviker 0 onaylanan blitz-ceviker@hotmail.de | 29.09.2011 / 7:43 am tarihinde gönderilmiş Gecmis olsun dileginde bulundugun icin ailem adina sana tesekkür ederim. |
Bana yıllardır sorulan sorunun cevabı, işte bu! Ben kitapokurken babam gizli bir iş yapana suçüstü yapan bir dille içerigirer:- Okuyacaksın da n’olacak? derdi.Yani cebine bir şey girecek mi? anlamında sorardı. Tabii bende beklenilen cevabı veremez, yere bakardım…Sonraları ise bacım(anam), benzeri soruları sorardı… Şimdilerde ise Ada-bı Muhaşeret (Görgü Kuralları) konusunda araştırmalar yapıp bir kaç sayfa okur konuşurken, bu defada başka biri sordu:-Sahi bu görgü kurallarını okuyup öğreneceksin de, n’olacak? diye. Bu defa cevap verdim ama!-Hiç değilse, başkalarında görmek istediğim görgü ve terbiyeninin birazı da bende olabilir, dedim…Çünkü çürük bir zeminden geliyoruz, Hasan… Akşam bacımın yanına gelen kadınlardan biri:-Ayağının altına bal sürün, diyor. (İnanca göre böyle yapılınca hasta kolayca ölürmüş.) Diğeri de:- İlaçları kullanıyor musunuz? dedi. Biz de:- Evet… dedik. O, devam etti, sesini kısıp bizi düşünen bir edayla:-Filanın ilaçlarını kesmişler, dörtgün sonra gitmiş, sizde kesin,dedi!…Çürük zemin dediğim, büyüğümüzün zihniyeti, görgüsü, terbiyesi bu işte! Ben de diyorum ki kendi kendime:”başkasını, geçmişi, büyük(?!) diye bildiklerimizi” pek etkileyemeyiz. Kendimize ve aile üyelerimize hiç değilse bir katkımız olsun… Bu gerekçe ile zaman buldukça okuyorum. Sitemizin “LİNKLER” bölümüne “Görgü Kuralları” ile ilgili bir sayfa ekleyeceğim. Bu sayfaya katkı yapmak isteyen herkesin, yazısı ile ismini ekleyeceğim.Doğum, ölüm, düğün vb. konularda, kutlama, dilek, üzüntü vb. ifadeler içeren mesajlar yazanların sayısı öyle azaldı ki… Anlamakta güçlük çekiyorum.Facebook’ta 862 arkadaşım var. Bu gibi konularda mesaj yazanların sayısı %1 mertebesinde. Telefon mu ediyorlardır, bizzat gidip mi duygularını arz ediyorlardır bilemiyor.Kanımızca internetin geleceğini görmek, bu duygu ve düşüncelerin buralarda da arz edilmesini zorunlu kılmakta.Anlaşılan yolumuz uzun ve meşakkatli… Sizin vesilenizle, şahsınızda bu nezaketi gösteren bütün Fethiyelilere teşekkür eder, bu ilkelerinde inanç, sebat, sabır dilerim.a.s. |
Etiketler:Görgüye, nezakete dair...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder